Sanatın İzinde:
Bir Direnişin Tuvali
Sanatla olan ilişkim, çocukluk yıllarımda ağabeyimin odasına kapanıp kimseleri almadan yaptığı o devasa yağlı boya tabloları izleyerek başladı. O odadan sızan boya kokusu, benim için ilk ilham kaynağıydı. Karikatürle başlayan çizimlerim; zamanla fotoğrafçılığa olan tutkumla ve müziğin ritmiyle harmanlandı. Bir kazadan sonra, bir dönem sadece müzikle ilgilendim; bu sürecin sanatsal ifademi derinden şekillendirdiğini söyleyebilirim. Fotoğraf çekmek, dünyayı bir kadrajın içinden yeniden kurmamı sağladı; bu bakış açısı, bugün tuvallerime yansıyan imgelerin temelini oluşturdu.
Tuvalde Ne Var?
Resimlerimde boyadan korkmam; spatulayla katman katman yığılmış (impasto) o heykelimsi dokularda kendi varoluşumu ararım. Çalışmalarım, sanat literatüründeki Dışavurumculuk (Ekspresyonizm) akımının ham enerjisini taşır. Kapılar, pencereler, merdivenler ve şelaleler… Hepsi benim için, bazen Sembolizm ile derinleşen masalsı ama çoğu zaman tekinsiz kapılar. Pop-Sürrealizmin ironik ve düşsel estetiğini, hayatın gerçekliğiyle birleştiriyorum.
Yerde Başlayan Mücadele
Hiçbir zaman kendime ait bir atölyem olmadığı için, çalışmalarımı hep zor şartlar altında sürdürmek zorunda kaldım. Sağlık sorunlarım nedeniyle kollarımı kaldıramadığım bir dönemde, tablolarımı mecburen yere sererek çalıştım. Daracık evimde, diz çökerek o devasa tuvallerin üzerinde üretmek zorunda kaldım. Bu sadece bir teknik zorunluluk değil, bir varoluş mücadelesiydi. Bazı eserlerim parçalandı, bazıları kayboldu… Bugün daracık evimin çatı katında 30 küsür tablom üst üste yığılı; 10’a yakın eserim ise tamamlanmayı, fırça darbelerimi bekliyor.
Eserlerim ve Yolculuğum
Sanat, benim için sadece bir ifade biçimi değil; bir direniş. Yıllar boyunca yaptığım birçok eseri, onları gerçekten seven dostlarıma hediye ettim. Bugün bu tabloların kimlerin duvarlarında, hangi evlere nefes olduğunu bile bilmiyorum. Belki de sanatın en güzel yanı bu; kontrolü elden bırakmak ve eserlerin kendi yolculuğunu sürdürmesine izin vermek.
Ve Şimdi…
Resimlerimin karşısına geçtiğinizde, o boya yığınlarının altında saklanan yalnızlığı, öfkeyi ve o amansız umudu görebiliyorsanız; benimle aynı dili konuşuyoruz demektir. Tüm zorluklara ve fiziksel sınırlara rağmen, tuval benim nefes aldığım tek yer olmaya devam ediyor.
